Pardus... Özgürlük İçin...

9 Ağustos 2012 Perşembe

ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ ÖZLEM ERDEMLİ

özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli özlem erdemli





sen kendini biliyorsun gel bul beni

23 Aralık 2008 Salı

hitaben

seni özlediğim kadar beni özlüyor musun?

sende rüyalarında beni görüyor musun
öyle zor ki ayrı kalmak öyle dayanılmaz ki
unut beni sevgilim ben unutmuyorumm….:(((((((((((((((

22 Aralık 2008 Pazartesi

Masal bitti...


Bitti mi????

Bitmedi aslında...

Denilen o'dur ki... Bazen sevildiğini bilmek de yeter insana...

2 Aralık 2008 Salı

Hocalı Katliamı


1991 yılında Azerbaycan Parlamentosu’nun halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ’ın özerk bölge statüsünü ilga etmesine karşılık Dağlık Karabağ Parlamentosu bir referandum düzenleyerek cevap vermiştir. Çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992’de Sovyet birlikleri de bölgeden çekilmiştir.


Hocalı’da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların desteklediği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Karabağ’a yerleştirilmiştir. Ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990’da yayımladığı bir kanun ile SSR (Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ’da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerilere yöneltmeye başlamışlar, otobüs baskınları, yol kesme gibi terör eylemlerine kalkışmışlardır. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan’dan Azerbaycan’a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991’de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25–26 Şubat 1992’de Hocalı’ya ulaşan Ermeni kuvvetlerince gerçekleştirilmiştir. Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, Rus ordusuna ait 366. alayın 1991’in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.

10 bin nüfuslu Hocalı’da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı’da yaşayan Ahıska Türkleri de evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700’den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise 1.000’in üzerindedir. Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır:

“Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk’ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti.”

Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer’e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı.

1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı Azeri’dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun %10’undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ Ermenilerce işgal edilen topraklarda bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan veya başka ülkelerden Azerbaycan’a gelen Azerbaycan vatandaşları, Azerbaycan hükümeti tarafından “göçkün” olarak adlandırılmaktadır. Sorunlarına hâlâ kalıcı çözümler bulunamayan göçkünler; mesken, iş, yiyecek, sağlık, eğitim ve can güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadırlar. Bu kişiler Bakü ve çevresinde, zor koşullar altında çadırlarda, barakalarda, okul ve yurtlarda, pansiyonlarda, dükkanlarda, yük vagonlarında, hatta yol kenarlarında yaşam mücadelesi vermektedirler.
Ayrıntılı bilgi http://azerbaycan.ihh.org.tr/insan/hocali/hocali.html
http://rapidshare.com/files/163905689/Hocali_Katliami.rar

27 Kasım 2008 Perşembe

Sanal yaşam


Pek sevgili telekominikasyon kurumuna saygılar


Bizi "zararlı" içeriklerden koruyarak her daim bizi mağdur olmaktan kurtaran sevgili büyüklerimize buradan saygılar!

26 Kasım 2008 Çarşamba

ATATÜRK...

AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE YAZMIŞ. İNANILMAZ GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI İYİ DE YAPMIŞ.

Bu ülkede yaşayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK...


Gençliğinde kot pantolon giyememiş.

Sevgilisinin elinden tutup
hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş...
Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak
şirketinin,
first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej
esliğinde
Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan
ayağında
spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren
mini etekli
ponpon kızlar da yokmuş...
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize
döktükten sonra
timsah yürüyüşü de yapmamışlar...
Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not
alacağı bir
cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde
bulunacakları
da cep telefonundan öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks
çekemeden,
İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden
gitti ..

Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra
arabaya atlayıp
sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur
atamadı.

Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk'e acıyorum...

Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir
dönemde dünyaya gel,

sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini
getir. Aaaah ah...
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak,
babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken...
Bunları yapmadı Atatürk...

Keyif çatmadı...
Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...

ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE
SADECE
BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.

BÜTÜN SUÇU

2 KADEH RAKI IÇMEKTI
O KADAR.....

ATA'NIN CAN DÜNDAR'A MEKTUBU

Utandım çocuk

Beni anlatan bir film yapmışsın .
Kızgınım, utanç içindeyim.
Sana değildir kızgınlığım. Filmdeki Mustafa'dan da utanmış değilim.
Başaramamışım, bundandır utancım.
Komutam altında, bu vatan için kanını akıtan Türk askerlerinden utandım.
"Özgürlük" demiştim, benim karakterimdir..
"Bilim" demiştim,
tek yol göstericidir.
Sen, "Karanlıktan korkardı" demişsin benim için.
Korkardım evet. Bu ulusu boğmak isteyen karanlıklardan çok korktum.
Ama insaf be çocuk, korkup da kaçmadım ya.
Söküp atmadım mı o karanlığı bu ülkenin üzerinden?
Diktatör demişsin bir de. Hiç okumadın mı çocuk?
Nerde benim nesilleri emanet ettiğim öğretmenler?

Anlatmadılar mı sana?
Başkomutan olarak cepheden cepheye koşarken, ve bütün kararları tek başıma alabilecekken neden bir meclis kurdum ben çocuk? Böyle diktatör olur mu?
Ah be çocuğum.
Neden, nasıl düşman ettiler seni bana?
Baktım aşktan, sevgiden, aileden bahseden güzel şeyler yazmışsın bugüne kadar. Belli ki, Çalışkansın, zekisin. Kara cüppeleri ile milletin ümüğüne çökmüş olan yobazları çok iyi anlarım da çocuk, seni anlayamıyorum. Onlar zaten hiç sevmedi beni. Yüzyıllardır süren iktidarlarını çekip almıştım ellerinden. Sevmeyecekler beni elbette..

Peki sen çocuk, sen neden kol kola girdin bu kara kalplilerle?
Dedim ya, sana değil kızgınlığım.
Başaramamışım. Anlatamamışım demek ki özgürlüğün kıymetini, bağımsız bir ulusun, onurlu özgür bireyi olmanın ne büyük bir nimet olduğunu.
Yazık olmuş, onca vatan evladının kanına, onca ananın göz yaşına. Veremem ki şimdi hesabı, ne o gencecik bedenlere, ne de gözü yaşlı analara.
"Bu muydu uğruna bizi ölüme gönderdiğin vatan?" derlerse,
"bu nesiller miydi, ölen evlatlarımızın kanıyla kurduğun ülkeyi emanet ettiğin?" diye sorarlarsa
ne derim ben onlara be çocuk?

Olmadı be çocuk... olmadı.

----------------
Şimdi (Radyo DUMLUPINAR) dinliyor
FoxyTunes aracılığıyla

25 Kasım 2008 Salı

Aşk - Fıstık , Evlilik - Burmalı Kadayıf

Aşk nedir dedi gurme olan bir müşterim, bende Antep fıstığıdır dedim. Şaşırdı açıklamamı istedi. Aşkın ta kendisidir Antep fistiği dedim.

Kabugu çok serttir, dişini kırar, çok acıtır. Azıcıkta açıktır bir tarafı, gizem her zaman önemlidir derler içindekinin tamamını göstermez sana. merak edersin.

İçinin tadı çok güzeldir, ne kadar yersen ye hemen bir tane daha istersin. Fıstığın tadının sende oluşturduğu duygular hic bitmesin istersin.

Tuzsuz fıstık özünde yanında hiç birşey istemez. Patlayana kadar pes peşe yiyebilirsin. İnsanlar patlamasın diye tuz ilavesi akla gelmiştir.

insan tuzlu birşeyi fazla tüketemeyip bir yerden sonra kesilir. Bunu görünce öyle birşey olsun ki hem fıstığın lezzeti artsın hemde tüketme sınırı olsun demişler. Kavrulmuş Tuzlu Fıstık icad olunmuş.

Kavrulmuş fıstığın içi suyunu kaybettiği için çok daha yoğun olur, tıpkı minyon tipli kızların daha iyi sevgili ve anne olması gibi.

Fıstığın içi ufaldiği için hem daha fazla fıstık tüketirsin hemde aldığın zevk kat be kat artar. Tuz ise çok abartman durumunda güvenlik sibobudur.


Sonra ben bir soru sordum? Evlilik nedir? peki dedim. Nedir? dedi müşterim. Evlilik Burmalı Kadayıftır dedim. Bu sefer şaşırmadı.

Evlilik gibidir Burmalı Kadayıf, Antep fıstığının varlığını yücelten, en yüksek noktadır. Mükemmellik sınıdırır. Eğer günün birinde Burmalı kadayıftan daha lezzetli fıstıklı tatlı icad edilirse adını "mükemmel" koymamız lazım bence.

Fıstık en rahat tüketildiği formattadır. Kabuğu çıkarılmıştır, tuzsuzdur, piştiği için suyunuda kaybetmiştir. Üstüne üstlük tadını aynen bir kadının guzel bir makyaj yapmasi gibi daha da katlayan, sade yağ (ruj) ve kıvam (parfum, kiyafet) barındırır.

Erkek ailesini koruyup sarmalar ve aileye her zaman şekil verir. İşte kadayıf ta burda erkeği temsil eder. Bir tepsi burmalı kadayıf düşünün bunun tamamına aile diyorum ben.

Burmalı kadayıfın orta kısmı en guzel kısmıdır. Bu kısım ise bence çocuktur. Fıstığın ve kadayıfın birlikteliğinin son noktasıdır çünkü.

www.fikra.gen.tr sitesinden alıntıdır.
----------------
Now playing: Alphaville - Big In Japan
via FoxyTunes